Yarın itibari ile vatani hizmetimi yerine getirmek üzere acemi birliğime teslim olacağım. Takip eden süreçte kısa dönem askerlik bitene kadar yeni mesaj beklemeyin :) Belki ben yokken diğer yazarlardan (codesdi yada mturkan) yazı ekleyen çıkar(ekleyin bak). Hadi kalın sağlıcakla ne diyeyim başka :)

Tarih 18 Kasım 2011 ve tüm haber sitelerinde bu yıl MEB’in 40 öğretmen ataması yapacağı haberi ve satır arasındada “Okul öncesi, ilköğretim ve ortaöğretim düzeyindeki tüm okullarda bilgisayar sınıfları kaldırılacak ve bütün dersliklere aşamalı olarak en az birer dizüstü bilgisayar ve projeksiyon cihazı konulacak.” bu haber var. Satır aralarına kadar düşen bir zümre haline getirildik.
DELETE FROM MEB WHERE OKULBOLUMLERI=’BTS’;

Genç adam iyi bir terziymiş. Bir dikiş makinesi ve küçücük bir dükkânı varmış. Sabahlara kadar uğraşıp didinir ama pek az para kazanırmış. Çok soğuk bir kış gecesi dükkanı kapatırken elektrik sobasını açık unutmuş ve çıkan yangın onun felaketi olmuş. Artık ne bir işi varmış ne de parası. Günler boyu iş aramış ama bulamamış…
Yük taşımış, bulaşıkçılık yapmış, yine de evinin kirasını ödeyecek kadar para kazanamamış. Sonunda ev sahibinin de sabrı taşınca, küçük bir bavula sığan eşyalarıyla sokakta bulmuş kendini…
Mevsim kış, hava ayaz olsa da genç adamın köşedeki parktan başka gidecek yeri yokmuş. Bir sabah iş arayacak derman bulamamış bacaklarında. Açlıktan ve soğuktan bitkin bir şekilde bankta otururken, kocaman bir araba yanaşmış kaldırıma. Arka kapıyı açmaya çalışan şoförü kızgınlıkla yana itmiş arabadan inen yaşlı adam, ”Yalnız bırakın beni, parkta dolaşırsam belki sinirim geçer” diye söylenmiş. Zengin bir işadamı olduğu her halinden belli olan ihtiyar, birkaç adım attıktan sonra bankta titreyen terziyi görmüş. Terzi, adamın üzerindeki paltoya bakıyormuş dikkatle. Birden siniri geçiveren ihtiyar, ”Zavallı adamcağız kim bilir nasıl üşüyordur, ona nasıl yardım etsem acaba?” diye düşünmeye başlamış. Oysa terzinin düşlediği paltonun sıcaklığı değilmiş. O, çok kalın ve kaliteli bir kumaştan üretilen bu paltonun sahibine hiç de yakışmadığını ve onun vücuduna uygun şekilde dikilmediğini düşünüyormuş. Yaşlı işadam, terzinin yanına yaklaşıp, ”Ne o evlat, bu ayazda parkta donmuşsun. İstersen paltomu sana verebilirim” deyince, ”Hayır, teşekkür ederim. Ben sadece bu paltonun size göre olmadığını düşünüyordum. Kumaşı fazla kalın ve sizi olduğunuzdan şişman göstermiş” diye yanıt vermiş terzi. Yaşlı adam bu cevabı alınca hayli şaşırmış. Çünkü o da üzerindeki paltoya onca para ödediği halde kendisine bir türlü yakıştıramıyormuş. ”Soğuktan titrerken nasıl böyle bir şeye dikkat edebiliyorsun?” diye soran yaşlı adam, ”Ben terziyim” yanıtını alınca ”Benimle gel, hayat hikayeni yolda anlatırsın” diyerek arabaya bindirmiş bizim terziyi.

BASINA VE KAMUOYUNA;
Bilişim Çağında Bilişim Teknolojileri Dersi Kaldırılıyor, Bilişim Teknolojileri Öğretmenleri ve Gençliğimiz Mağduriyete Sürükleniyor!
Günümüzde bilişim teknolojilerinin önemi gözardı edilemez boyuta gelmiştir. Bilişim teknolojilerini, özellikle bilgisayarı bilmek, insanın düzenli bir hayat sürmesi için vazgeçilmez durumdadır. Hal böyle iken ve bu sürece uyum sağlamamız gerekirken maallesef uygulamada ters bir işleyiş oluşmuştur. Milli Eğitim Bakanlığınca başta bilgisayar dersinin önemi kavranmış, okullara Bilişim Teknolojileri sınıfları kurulmuş ve bu sınıfların olduğu okullarda Bilişim Teknolojileri dersi ikişer saat zorunlu seçmeli statüye getirilmişken özellikle bir kaç yıldır bu süreç terk edilmiş, adeta bilişim teknolojilerini bilmek ve kullanabilmek önemsiz bir durum gibi algılanmış ve algılattırılmıştır. 2 yıl once 4. Ve 5. Sınıflarda Bilişim Teknolojileri dersi kaldırılmış; 6, 7, ve 8. Sınıflarda da 2. Öncelikli seçmeli kategoriinde birer saate düşürülmüştür. Liselerde de ders seçimi öğrencilerin insafına bırakılmış ve her 30 öğrenciye dört yıl boyunca sadece 1 ya da iki saat olarak seçtirilmiş, ve böylece ilk ve orta öğretimde öğretmeni olduğu halde dersi seçmeli statüde olan tek brans Bilişim teknolojileri olmuştur. Bu süreç biz Bilişim teknolojileri öğretmenlerini ilk elden mağdur ederken, gelecekte tüm gençliği ve ülkeyi etkiler duruma gelecektir.
Bilişim Teknolojileri Dersinin Getirdiği Kazanımlar Görmezden Geliniyor ve Bilgi Toplumuna Üreten değil Tüketen Bireyler Yetiştiriliyor!
Öğrencileri adeta koşu atı gibi yetiştirmeye zorlayan eğitim sistemimiz maalesef müzik, resim, beden eğitimi gibi dersleri “eften püften” konuma taşımış ve zayıf halka olarak gördüğü Bilişim Teknolojileri dersini de kadro dışına çıkarmıştır. Biz bu konuda lisans eğitimi almış öğretmenler olarak biliyoruz ki; nasıl şarkı söylemek müzik, atlayıp zıplamak beden eğitimi, renkleri tanımak resim, türkçe konuşmak türkçe derslerinin yerini alamayacağı gibi; sosyal paylaşım sitelerini bilinçsiz bir şekilde kullanmak ve bilgisayarda gelişime hiçbir etkisi olmayan vakit öldüren oyunlar oynamak da Bilişim Teknolojileri derslerinin yerini alamaz, hatta busüreç gençliği çıkışı olmayan bir yola sürükler. Bununla birlikte OECD ülkeleri arasında 2009 yılında yapılan araştırmaya gore ülkemiz maalesef bilişim teknolojilerinde kazanımlar üzerinden ortalamanın altındadır ve bu da; sürekli kullanmak zorunda olunan ofis programlarını dahi yeterince kullanamadığımız anlamına geliyor ki, bilişim sektöründe üreten bir toplum olmak için çok daha üst seviyelere çıkmamız gerekiyor. Farklı derslerde öğrenciye hayatı boyunca belki de yanından bile geçmeyeceği konular verilirken maalesef sürekli kullandığı ve geliştirmesi gerektiği bilgileri barındıran BT dersleri nedensiz bir şekilde ölüme mahkum edilmektedir.
Formatörlük Uygulaması ve Fatih Projesi Çözüm Beklemektedir!
Derslerimiz varken ve herhangibir formatörlük uygulamasına tabi değilken bile branşımızın gerektirdiği işleri okullarımızda gönüllü bir şekilde yapıyorken şu anda formatörlük uygulaması maalesef adeta bizlere dayatılmakta ve hatta ilköğretimde gönüllülük aranmadan zorunlu görevlendirmelerle yürütülmektedir. Adeta teknik servis elemanlığı olarak uygulanan formatörlük, eğitim fakültesi mezunu olan bizleri eğitim-öğretimin dışına atmakta, öğrencilerin ve diğer öğretmenlerin gözünde tamirci statüsüne indirgemektedir.
Bununla birlikte eğitimin asıl sorunları görmezden gelinerek önümüze konulan Fatih Projesi; eğitime yeterince bütçe ayrılamazken, hala bir çok okulda kara tahta kullanılırken; pedogojik, ekonomik ve bilimsel alt yapısı şimdiden sorgulanan bir proje konumuna düşmüştür ve özellikle tablet bilgisayarların gündeme taşınması ülkemizin teknolojik Pazar olduğu düşüncesini tekrardan yaratmıştır. Ve bu projenin temelinde yer alan öncelikle öğrenciler olmak üzere öğretmenlerin de Bİlişim Teknolojileri yeterlilikler sorgulanır durumdadır. Fatih projesinin olabildiğince verimli olması da bilinçli bilgisayar kullanan ve yeterli bilgiye sahip olan ve kendini geliştirebilecek öğrenci ve öğretmenlerle mümkündür. Burda da asıl görev Bilişim Teknolojileri dersine ve biz BT Öğretmenlerine düşmektedir.
Yaşanılan genel sorunları şu şekilde sıralayabiliriz:
1. Derslerimiz zorunlu olmadığı için yeterince ilgi görmemekte, insanların gözünde değersizleşmektedir. Bir çok arkadaşımız kaçısı, idareci olmakta ya da tekrardan üniversite okumakta görmektedir.
2. Ders sayısı az olduğu için ve çoğu kez idarenin müdahelesiyle seçilmediği için yeterince bilgi birikimi alamayan öğrencilerimiz bilişim çağına uyumda sorunlar yaşamakta, bilinçsiz bilgisayar kullanmaya sürüklenmekte ve bilşimde üreten değil tüketen bir nesil konumuna düşmektedir.
3. Bununla birlikte bir çok okulda arkadaşlarımız norm fazlası duruma düşmekte tayinler de dahi sorun yaşanmaktadır.
4. İlköğretimde Bilişim Teknolojileri öğretmenleri formatörlük maskesi altında teknik servis elemanlığı yapmaya mecburi tutulmakta, adeta yardımcı sınıf personel olarak çalıştırılmaktadır.
5. Teknoloji çöplüğüne dönen BT sınıfları yenilenmemekte, ders müfredatı güncellenmemektedir.
6. Fatih projesinde konumumuz netleşmemekte, geleceğimiz belirsizleşmektedir.
Bakanlıktan ülkemizin geleceği için acilen yapması gereken ve beklediğimiz çözümler şunlardır:
1. BT dersleri ilköğretim 1’den 8’e kadar zorunl, ortaöğretimde 9. Sınıflarda zorunlu diğer sınıflarda seçmeli olmalıdır.
2. Müfredat güncellenmeli ve ders sayısı ikişer saate çıkarılmalıdır.
3. Formatörlük dayatması son bulmalı, ilköğretimde zorunlu formatörlük kaldırılmalıdır.
4. Ömrünü dolduran BT sınıfları yenilenmeli ve her okula, öğrenci ve bilişim donanımları sayısı göz önüne alınarak en az bir Bilişim Teknolojileri öğretmeni atanmalıdır.
5. Fatih projesindeki rolümüz, tamirci ya da teknik servis elemanı değil, teknolojiyi bilinçli kullanan bir nesil yetiştirmek olmalıdır.
Biz, çocuklarımızın sanal alemlerde kaybolmasını istemiyoruz.
Biz, bilgi birikimi yüksek, bilişimde üreten bir nesil istiyoruz.
Biz, üniversitelerde bilimi olan bir teknolojinin hakettiği değeri görmesini istiyoruz.
Biz, tamirci değil, öğrencileri bilgi toplumuna yetiştiren öğretmen olmak istiyoruz.
Biz olması gerekeni istiyoruz: Derslerimizi geri istiyoruz!!!
BİLİŞİM TEKNOLOJİLERİ ÖĞRETMENLERİ
Okuma-yazma, matematik, fen, sosyal bilgiler ve diğer dersler ancak çocuklarımızın daha fazla insan olmasına yardımcı olursa önem taşır.

Okullarda isteklisinin çok olduğu etkinliklerden birisi de ders dışı eğitim çalışmaları yada yaygın edıyla egzersiz çalışmalarıdır. İsteklisi çok olmasına rağmen hem öğretmenler hem de idareciler arasında bu çalışmalar hakkındaki bilgiler bazen eskimiş yada hatalı olabiliyor. Bu nedenle 10 soruda 2010 yılında yayınlanan yeni genelgeyi özetlemeye çalıştım. Ayrıca konunun devamında güncel genelde metni ve egzersiz çalışmaları ile ilgili resmi yazıları bulabilirsiniz. İyi çalışmalar şimdiden!
1- Egzersiz (Ders dışı eğitim) nedir?
Öğrencilerin boş zamanlarının değerlendirilmesi için ders dışında yapılacak eğitim çalışmalarının bütününe egzersiz denilmektedir.
2- Egzersiz kapsamında hangi faaliyetler yapılabilir?
İzcilik, Beden Eğitimi ve Spor Çalışmaları, Halk oyunları ve Güzel Sanatlar ile ilgili dallar ile TÜBİTAK koordinesinde ilk ve ortaöğretim öğrencilerine yönelik olarak yürütülen bilim olimpiyatları ve projeler egzersiz etkinliği olarak açılabilir.
3- Haftalık kaç saat egzersiz yapılabilir?
Her 1 saat çalışma karşılığında gündüz ücreti üzerinden azami 6 saat egzersiz yapılabilir.
Not: Bir ders yılında bu kapsamda ödenecek toplam ek ders sayısı okulun bir ders yılındaki toplam ders saati sayısının %5’ini geçemez.
4- Yöneticiler egzersiz yapabilir mi?
Vekâleten atananlar da dâhil olmak üzere yöneticilere egzersiz görevi verilmez.
5- Kimler izcilik egzersizi açabilir?
MEB tarafından verilmiş “İzci Liderliği Sertifikası” bulunan öğretmenler tarafından yürütülür.

Tüm öğretmenlerin 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü kutlu olsun!
BÖYLE BİR SEVMEK
ne kadınlar sevdim zaten yoktular
yağmur giyerlerdi sonbaharla bir
azıcık okşasam sanki çocuktular
bıraksam korkudan gözleri sislenir
ne kadınlar sevdim zaten yoktular
böyle bir sevmek görülmemiştir
hayır sanmayın ki beni unuttular
hâlâ arasıra mektupları gelir
gerçek değildiler birer umuttular
eski bir şarkı belki bir şiir
ne kadınlar sevdim zaten yoktular
böyle bir sevmek görülmemiştir
yalnızlıklarımda elimden tuttular
uzak fısıltıları içimi ürpertir
sanki gökyüzünde bir buluttular
nereye kayboldular şimdi kimbilir
ne kadınlar sevdim zaten yoktular
böyle bir sevmek görülmemiştir
Attila İLHAN
Gün; “dün” oldu ve bütün dünler de tarih. Tarih oldu günler ve dünler, tarih oldu şu ana kadar olmuş olan ne varsa.
Tarih, “bildiğim zamanlar” gibiydi! Bildiğim bütün zamanlarda ben vardım oysa. Oysa ben “tarih” denince başka başka şeyler düşünmekteyim, düşünmeyi öğrendiğimden beri.
Tarih kim ki benden başka? Tarih “ben” değilsem ne?!.. Çünkü; ne varsa hatırladığım, ben de varım bir yerlerinde. Çünkü; ne anlatıyorsam duymuşum, görmüşüm, yaşamışım… Tarihin yaşı değil ki önemli olan, benim yaşım.
Anlatılan, ha bir yıllık ha bin… Ha bir yaşındayım ha bin!
Fakat bir olmalıyım. Yaşanacak çok tarihler var. Hep bir kalmalıyım, yaşanması gereken nice tarihler için. Yine ben olmalı tarih.
Bildiğim bütün tarihlerde ben varım oysa…
Oysa… Oyy, oyy!
Oysa tarih; “şu an”dan önce ne varsa. Tarih, şu ana kadar olmuş olan ne varsa…
Yarım tarih, yarım gelecek gibi. İçimden içime doğru uzanan uzun bir yol sanki bu, “şimdi”den geçen. Sanki içimdeki geçmişten, bir yerlerdeki geleceğe… Hiç önemi yok!
Şimdi ise içimdeki geçmişten geleceğe doğru hiç durmadan koşarken, şu an geçen bandın hep aynı noktasında gibiyim. Bir ses veya görüntü bandı gibi.
Bir yanımız geçmiş, bir yanımız gelecek gibi. Bildiğim bütün tarihlerde ben varım. Bileceğim bütün tarihlerde de ben olacağım. Oysa tarih şu ana kadar olmuş olan ne varsa.. Ve yarınlarda ben olursam, olacak olanların adı “tarih” olacak… Öyle değil mi?
İki yanımda iki zaman, geçmiş ve gelecek. Gel de merak etme. Acaba bir yıl sonraki 26 Eylül, bu yılki 26 Eylül’den daha iyi mi olacak ya da bir yıl önceki 26 Eylül nasıldı?
Gün, “dün” oldu.
Ve bütün dünler de tarih oldu.
Tarih oldu “gün”ler ve “dün”ler, tarih oldu şu ana kadar olmuş olan ne varsa…
ve…
Tarih olmuş bir yazı okudunuz!
Duyu organları tarafından kaydedilen uyarıcıların beynimiz tarafından örgütlenip, yorumlanarak anlamlı hale getirilmesine algı denmektedir. Algılar duyumlar salt kopyaları değildir. Uyarıcılara dayalı yaptığımız yorumlar ve anlamlardır.
Çevremizi düzenli ve anlamlı olarak algılamamız; alınan uyarıcıların beynimiz tarafından yeniden örgütlenmesi ile sağlanır.
Algının özelliklerinden birisi de seçiciliktir. Algıda seçicilik, insanın algı sürecinde etkili olduğu kabul edilmiş psikolojik bir kavramdır. Çevrede bulunan uyarıcılardan, olaylardan ya da nesnelerden bir ya da birkaçına dikkati yöneltmektir. Kişinin daha önce yaşadığı deneyimlerin, önyargıların, rüyaların ve benzer her türlü duygulanımın o anki algılama düzeyinde etkili olduğunu ifade eder. Algıda seçiciliği etkileyen dış etmenler; uyarıcının şiddeti, aşırı zıtlık, hareketlilik, süreklilik, tekrar, alışılmışın dışındaki uyarıcılar ve tanışıklıktır. İç etmenlerse; beklenti, ilgi, gereksinim ve inançtır.
Eğer algıda “seçicilik” olmasaydı, beynimiz aynı anda değerlendiremeyecek kadar çok uyarıcı alacak ancak bunlardan hiç birine uygun davranımda bulunamayacaktı.