Gün; “dün” oldu ve bütün dünler de tarih. Tarih oldu günler ve dünler, tarih oldu şu ana kadar olmuş olan ne varsa.
Tarih, “bildiğim zamanlar” gibiydi! Bildiğim bütün zamanlarda ben vardım oysa. Oysa ben “tarih” denince başka başka şeyler düşünmekteyim, düşünmeyi öğrendiğimden beri.
Tarih kim ki benden başka? Tarih “ben” değilsem ne?!.. Çünkü; ne varsa hatırladığım, ben de varım bir yerlerinde. Çünkü; ne anlatıyorsam duymuşum, görmüşüm, yaşamışım… Tarihin yaşı değil ki önemli olan, benim yaşım.
Anlatılan, ha bir yıllık ha bin… Ha bir yaşındayım ha bin!
Fakat bir olmalıyım. Yaşanacak çok tarihler var. Hep bir kalmalıyım, yaşanması gereken nice tarihler için. Yine ben olmalı tarih.
Bildiğim bütün tarihlerde ben varım oysa…
Oysa… Oyy, oyy!
Oysa tarih; “şu an”dan önce ne varsa. Tarih, şu ana kadar olmuş olan ne varsa…
Yarım tarih, yarım gelecek gibi. İçimden içime doğru uzanan uzun bir yol sanki bu, “şimdi”den geçen. Sanki içimdeki geçmişten, bir yerlerdeki geleceğe… Hiç önemi yok!
Şimdi ise içimdeki geçmişten geleceğe doğru hiç durmadan koşarken, şu an geçen bandın hep aynı noktasında gibiyim. Bir ses veya görüntü bandı gibi.
Bir yanımız geçmiş, bir yanımız gelecek gibi. Bildiğim bütün tarihlerde ben varım. Bileceğim bütün tarihlerde de ben olacağım. Oysa tarih şu ana kadar olmuş olan ne varsa.. Ve yarınlarda ben olursam, olacak olanların adı “tarih” olacak… Öyle değil mi?
İki yanımda iki zaman, geçmiş ve gelecek. Gel de merak etme. Acaba bir yıl sonraki 26 Eylül, bu yılki 26 Eylül’den daha iyi mi olacak ya da bir yıl önceki 26 Eylül nasıldı?
Gün, “dün” oldu.
Ve bütün dünler de tarih oldu.
Tarih oldu “gün”ler ve “dün”ler, tarih oldu şu ana kadar olmuş olan ne varsa…
ve…
Tarih olmuş bir yazı okudunuz!
Blogundan tanıyor olabilirsiniz Mustafa’yı. Geçen seneye kadar da benim öğrencilerimdendi. Bu sene itibari ile liseye geçmiş bulunmakta. İlçedeki kompozisyon yarışmalarına da katılıyor. Birinciliği filan da var, boş değil yani :) Geçtiğmiz öğretmenler günü için düzenlenen kompozisyon yarışmasına da katılmıştı. Yarışmaya katıldığı komposizyonu yayınlanması için bana göndermişti. Bu yazısıyla ilçe 3.sü olduğunu da eklemek istiyorum. Çalışmaya devam ederse ileride iyi bir yazar olabilir. Kompozisyonunu yazının devamında bulabilirsiniz.
Ne kendimden uzaklaşan yanlarım ne de beni ben yapanlarım; hiç birinde bulamıyorum aradığım gidişi. Gidenlerle giden yanlarım var. Kalanlara böldüklerim kimselere yetmiyor. Sadece gitmek için gitmek gerekiyor. Evet, evet… Başka hiçbir sebebe gerek yok; sadece gitmek için gitmek!
“Değiştin.” diyorlar. “Artık eskisi gibi değilsin.” Bilmem ki belki de değişmişimdir. Kim kalabiliyor ki olduğu gibi? Değiştiğinde de vardığın nokta yeni bir “olma” durumu değil mi zaten? Nasıl kalabiliriz ki olduğumuz gibi? Belki daha kötü biri olmuşumdur. Eskiden çok üzüldüğüm şeylere artık üzülmüyorumdur belki. Ben farkında olmadan, hatta istemeden bildiğim bütün biçimler başka bir şeye dönüşmüştür neden olmasın? Evet, evet… Değiştim, hem de çok değiştim!
“Yaşıyor musun?” diye soruyorlar. Bilmem ki belki yaşıyorumdur. Kim yaşayabiliyor ki dilediği gibi? Yaşadığında da vardığın nokta ölümün varlığından haberdar “olma” durumu değil mi zaten? Nasıl yaşayabiliriz ki dilediğimiz gibi? Belki daha ölümlü biri olmuşumdur. Eskiden beni öldüremeyeceğini düşündüğüm şeylere ölüyorumdur belki. Ben farkında olmadan hatta istemeden sevdiklerim birer birer gitmiştir yaşamdan, neden olmasın? Evet, evet… Yaşıyorum, hala yaşıyorum.
Değişiyorum, çünkü yaşamak zorundayım. Yaşıyorum, çünkü hayatı seviyorum. Ne o? Gülümser gibisin? İnanmıyor musun? Hal böyleyken böyle işte. Hayatımın bazı yazıları var, onların yazılması gerekiyor. Masallarım var, onları anlatmak istiyorum. Akreplerim var, sonracığıma yelkovanlarım. Re karelerim, pi sayılarım… Uzak yerlere gidiyorum her gün. Her gün biraz daha uzaklaşıyorum bu şehrin sevdiğim yanlarından. Zor şeyler deniyorum. Bir yanım benden uzaklaşırken öte yanımla tam bir ben oluyorum. Gidenlerle giden yanlarım var…
Gidenlerle giden yanlarım var. Sonracığıma kalanlara böldüklerim. Sık sık taraf düşüyorum iş bu yaşama karşı. Ne o? İnanmıyor musun? Bence inan; hal böyleyken böyle işte!
Gecem yok; şiirlerine dokunamıyorum hayatın. Sanki çok sevdiğim bir film var ve sonuna kadar seyretmeyi beceremiyorum. Yazdıklarıma sarılıp uyuyamıyorum eskisi gibi. Masallarımı sadece kendime anlatır gibiyim. Akreplerimle, yelkovanlarımla oynuyorum ama zamanı tutturamıyorum bir türlü. Re karelerimle, pi sayılarımla güzel alanlar çizemiyorum hayatıma eskisi gibi. Her gün bir parçamı bırakıyorum bu şehirde. Kim bilir neler oluyor şehrin diğer taraflarında? Zor şeyler deniyorum belki ama içimde hiç eksik olmayan kocaman bir heyecan var. Ne kendimden uzaklaşan yanlarım ne de beni ben yapanlarım; hiç birinde bulamıyorum aradığım gidişi. Kalanlara böldüklerim kimselere yetmiyor. Gitmek gerekiyor. Evet, evet… Başka hiçbir sebebe gerek yok; sadece gitmek için gitmek!
Bak herkesler değişmek istiyor; bir tek değişimdir değişmeyen diyorlar. Nasıl da hepimizi kandırıyorlar. İnsanın en çok korktuğu şeydir belki de değişmek. Bir gün bir bakarsın çevrendeki her şey bir başka şey oluvermiş. Ne yapacaksın, mecburen değişirsin sen de. Yaşamak istediğin için değişirsin.
“Değişme o zaman!” diyorlar. Yok, o kadar kolay değil. Değişmenin de istisnai durumları var. Sadece değişmek için değişiyorsan değişebilirsin örneğin. Canın gitmek istediğinde; hem de gitmek için bir dolu sebep varken; sadece gitmek için de gidebilirsin.
“Peki, git o zaman!” diyorlar. Bir sabah uyanacağım, gitmişim!
Bütün insanları birbirine benzetiyorum. Hepsi de olup bitenlere seyirci kalıyorlar. Ya ellerinden bir şey gelmiyor, gelirse de ardına koyuyor ya tepki göstermiyor, gösterirse de ya alakasızca oluyor ya da az geliyor…
Bütün çizgileri birbirine birleştiriyorum. İsterlerse kırılıp parça parça oluyorlar, isterlerse kıvrılıp güzel bir resim. Ya dışıma vurmuş sevincimi anlatıyorlar ya da içimde durmuş karmaşayı…
Bütün yıldızları birbirine ekliyorum. Yıldızlarla, aritmetik bilmeyen bütün çocukların arasını iyi görüyorum. Hele sayı saymayı henüz öğrenmemiş olanlar bir başka seviyorlar yıldızları. Saymaya kalkışmıyorlar çünkü.
Bütün yağmurlar aynı.. Nerede olursam olayım fark etmiyor. Islanıyorum… İster içerde, ister dışarıda, isterse bir ağacın altında… Her yerden damlalar, ben hiç kurumuyorum.
Bütün denizleri, gölleri, nehirleri, ovaları,dağları, tepeleri birbirinden ayırıyorum. Sonra yolları da.. Aslında ben ayırmıyorum onları. Onlar haritalarda birbirinden ayrılmış olarak duruyorlar zaten. Ayrı ayrılar…
Kendime şaşıyorum.
Nereden çıkarıyorum şimdi bunları. Oysa bütün caddeler, sokaklar, parklar benim. Neden yürümüyorum? Koşmak zor geliyor, neden istemiyorum?
Bütün çocuklara bir bir şaşıyorum. Nedense sadece çocuklar biliyorlar oyunu kurallara göre oynamayı. Hilesiz..
Hayretle açılıyor gözlerim. Rengarenk iken her yer, nasıl soluyor birden?
Bütün saatler aynı anda nasıl da duruyor?